MAKALELER
TÜBİTAK /SOBAG 1001 Projesi / Proje No. 112K172
Türkiye'de Dış Politika Krizlerinde Karar Verme ve Kriz Yönetimi Süreç Analizi
  • Üyelik
Pazar, 15 Eylül 2013 07:57

Fuat Aksu, "Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sorunu ve Türkiye - AB İlişkileri"

Yazan
Öğeyi Oyla
(0 oy)

 

 

Giriş

Türkiye açısından Avrupa Birliği’nin bir aktör olarak Türk-Yunan ilişkilerinde etkinliğini göstermesi bu ülkenin 1981 yılından itibaren örgüte tam üye olmasıyladır. 1981 yılında Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ne (AET) tam üye olarak katılmasıyla birlikte Avrupa Birliği (AB)’nin sınırları Ege ve Akdeniz’in ortalarını da kapsar hale gelmiştir. Ancak bu dönemden Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul edilmesine kadar geçen sürede Avrupa Birliği Türkiye ile Yunanistan arasındaki uyuşmazlıklarda doğrudan bir aktör olma statüsünü elinde bulunduramamıştır. Her ne kadar 1995-1996 tarihli Gümrük Birliği ile bir koşulluluk ilişkisi başlatılmış ise de bunun siyasi ilişkilere yansıması Kıbrıs ile sınırlı kalmıştır.

Avrupa Birliği’nin 1999 Helsinki Zirvesi’nde almış olduğu karar ile Türkiye’nin aday ülke olmasını kabullenmesi gerek örgüt ile Türkiye arasında gerekse Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir süreç başlatmıştır. Bu süreçte bir yandan Türkiye’nin üyeliği ile halen Yunanistan ile yaşamakta olduğu sınır sorunlarının çözümü arasında bir paralellik-koşulluluk kuruldu diğer yandan buna bir de Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiği eklenmiş oldu. 1999-2004 arası dönemde Kıbrıs sorununa BM Genel Sekreteri’nin arabuluculuğunda kalıcı ve adil bir çözüm bulunabileceği inancı Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin umutları da arttırmış oldu. Genel Sekreter Kofi Annan’ın adı ile anılan çözüm planının Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs’ta eş zamanlı referanduma sunulması ve referandumda Kıbrıs Türk Toplumunun % 65 oranında plana “evet”, Kıbrıs Rum Toplumunun ise % 76 oranında “hayır” demesiyle çözüm umutları sönmüş oldu. Buna karşın, Kıbrıs Rum Yönetimi (KRY)’nin Adanın tek meşru temsilcisi olarak AB’ye tam üye olarak kabul edilmesi bir bütün olarak ilişkileri daha da karmaşıklaştırdı. Türkiye açısından bakıldığında daha önce AB içerisinde Türkiye’nin sorunlu ilişkileri bulunan Yunanistan’ın yanına bir de KRY eklendi. Üstelik KRY, AB üyesi olarak Türkiye’nin AB üyeliği konusunda belirleyici aktör olma iddiasını taşımaya başladı. Bu süreçte Türkiye diğerleri yanında Yunanistan ve KRY ile ikna/mücadele ilişkisine sürüklenmiş oldu.

Avrupa Birliği, 2004 genişlemesinde Kıbrıs Adası’nı da içine alarak sınırlarını Akdeniz’in doğusuna genişleterek jeopolitik bir güç olma iddiasını arttırdı. Avrupa Birliği’nin coğrafi ve siyasi sınırlarının Doğu Akdeniz’i kapsar hale gelmesiyle birlikte kuzey yarıkürede bölgesel bir aktör olma iddiasını güçlendirmiş olduğu söylenebilir. Bu iddiayı 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya’nın da Birliğe üye olmasının ardından Karadeniz’e de genişletti. Böylece Avrupa Birliği, etkinliği sadece Avrupa ile sınırlı kalmayan; Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu içine alan bir güç olma potansiyeli kazanmıştır. Bu durum bir yandan Birliğe üye olan ülkelere önemli bir güç kazandırırken diğer yandan Birliğin dış sınırlarının uzandığı coğrafi bölgelerde yer alan komşularla barış, istikrar ve işbirliğine dayalı ilişkilerin geliştirilmesini de zorunlu kıldı. Bir yandan üye sayısındaki artış ve yeni üyelerin uyum sorunları diğer yandan genişleyen dış sınırlar ve bu sınırların çevresindeki çatışma alanları Avrupa Birliği’nin önleyici ve düzenleyici stratejiler geliştirmesini zorunlu kıldı. Dolayısıyla üye ülkelerin hâlâ ellerinde bulundurdukları egemenlik alanları ile beraber Birliğin dayanmış olduğu siyasi-hukuki alan ve uluslararası siyasi-hukuki düzenin birbiriyle çatışmaması için AB içerisinde yoğun bir akademik ve siyasi çabanın harcanmakta olduğundan da söz edilebilir. Nitekim Birliğin dış sınırlarının ötesinde bulunan “öteki”ler veya “komşu”lar işbirliği ve istikrarın korunmasına dayalı bir ilişki düzenin kurulması ve korunabilmesi için AB’nin çok sayıda politika geliştirmiş olduğu görülmektedir. Avrupa Komşuluk Politikası, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı bunlardan bazılarıdır. Diğer yandan, bütün bu genişleme dalgalarında zayıf halka ise Türkiye’nin Birlik içine alınmayarak üyeliğinin sürüncemede bırakılması oldu.

Bu çalışmada Doğu Akdeniz’de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs arasında yaşanan deniz yetki alanları sorunu ele alınarak söz konusu uyuşmazlığın Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerine nasıl etki edeceği irdelenecektir. Bu bağlamda bazı saptamalara vurgu yapmak yararlı olacaktır. Bu saptamalardan ilki, KRY’nin Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yapma siyasetinin birfiili durum yaratma stratejisi olarak uygulanmakta oluşudur. Başarılı bir şekilde uygulanan bu strateji ile Doğu Akdeniz’de bir yandan Kıbrıs Adası’nın münhasır ekonomik bölgesini saptamaya yönelik olarak komşu kıyıdar ülkelerle anlaşmalar yapılırken diğer yandan da Türkiye’nin KRY’ni resmi muhatap olarak kabul etmesinin yolları aranmaktadır. İkinci saptama Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Adası ile karşılıklı kıyıları bulunan bölge devletlerinin KRY’ni Kıbrıs’ın tek ve meşru temsilcisi olarak görerek ikili sınırlandırma anlaşmaları yapmasının kolaylıkla engellenemeyeceğidir. Üçüncü saptama ise AB’nin Doğu Akdeniz’de var olan deniz yetki alanları uyuşmazlığında Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumu açısından bir asimetrik baskı unsuru olarak ortaya çıkmış olmasıdır.[1]

1973 yılının ikinci yarısında Ege Denizi eksenli olarak Türkiye ve Yunanistan arasında tartışılmaya başlanan deniz yetki alanlarını ilgilendiren uyuşmazlığa bu kez 2000’li yılların başında Doğu Akdeniz eklenmiştir. Böylece Ege’de sadece Türkiye ve Yunanistan arasında şekillenen bir uyuşmazlığa ek olarak bu kez Doğu Akdeniz’de çok sayıda kıyıdar ülkeyi ilgilendiren bir uyuşmazlık ortaya çıkmıştır.[2]Dolayısıyla 2003 yılından itibaren Akdeniz’de KRY’nin girişimleri sonucunda gündeme oturan Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesi sorunu uluslararası hukuk açısından kıyıdar ülkeler arasında egemenlik sınırlarının belirlenmesi sorunu olarak görülse de Avrupa Birliği’ni de sorunun ilgili taraflarından biri olarak sürece dahil olmaya zorlamaktadır.[3]



* Doç. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

[1] Bu çerçevede Hırvatistan ile AB arasında yürütülen tam üyelik müzakerelerinde bu ülkenin Slovenya ve İtalya ile Adriyatik Denizi’nde yaşamakta olduğu deniz yetki alanlarına ilişkin uyuşmazlık ilginç bir seyir izlemektedir. Avrupa Birliği bu uyuşmazlıkta taraflar arasında bir dengeleyici aktör pozisyonunu korumaktadır.

[2] Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasına ilişkin tartışmaların hukuksal-siyasal boyutuna ilişkin çalışmalardan bazıları için bkz.; Sertaç Hami Başeren, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları, Uyuşmazlığı, İstanbul: TÜDAV Yay, 2010, Sertaç Hami Başeren, “Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Sınırlandırmasında Hukuk ve Siyaset”, Enerjide Hedef, Yıl 4, Sayı 6, Temmız 2012, ss. 4-17, Yücel Acer, “Doğu Akdeniz'de Deniz Alanlarının Sınırlandırılması ve Türkiye”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 1 Sayı 1, 2005, ss. 83-104.

[3] Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kıyıdar ülkelerle görüşmeler yürütmesine ilişkin olarak AB Parlamentosu’nda Komisyon’un cevaplaması için verilen bir yazılı soruya verilen cevapta “Deniz sınırları sınırlandırılması ile ilgili konular üye devletlerin yetki alanına girmektedir” denilerek  AB’nin tutumu dillendirilmiştir. İlgiili soru ve cevabı için bkz.;  http://www.europarl.europa.eu/sides/getDoc.do?pubRef=-//EP//TEXT+WQ+E-2012-000346+0+DOC+XML+V0//EN

 

{pdf}images/pdfmakaleler/DoguAkdenizMEB.pdf|height:600|width:1000|app:adobe|{/pdf}
 
 
Okunma 2467 defa Son Düzenlenme Cuma, 25 Aralık 2015 16:50

Yorum Ekle

Make sure you enter all the required information, indicated by an asterisk (*). HTML code is not allowed.

S5 Box

ÜYE GİRİŞ

Sitemize Hoş Geldiniz

Yine Bekleriz, Dileriz Yararlı Olmuştur...