1996 Kardak Kayalıkları Krizi
TÜBİTAK /SOBAG 1001 Projesi / Proje No. 112K172
Türkiye'de Dış Politika Krizlerinde Karar Verme ve Kriz Yönetimi Süreç Analizi

logotdp

ÜYE GİRİŞ

Sitemize Hoş Geldiniz

Yine Bekleriz, Dileriz Yararlı Olmuştur...

S5 Register

  • Üyelik
Pazar, 25 Ekim 2015 12:19

Ana Sayfa - 1996 Kardak Krizi

Yazan
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

1996 KARDAK KRİZİ

ÖZET

Figen Akat isimli kargo gemisinin Kardak kayalıklarında 25 Aralık 1995 tarihinde karaya oturması, hem Türk-Yunan ilişkilerinde Ege Denizi’ne ilişkin yeni bir sorunun çıkmasının, hem de yeni bir krizin başlangıcını oluşturmuştur. Kaza sonrasında olay yerine gelen Yunan güvenlik güçleri gemiye kaza yerinin Yunan karasuları içinde olduğunu ve kurtarma işleminin Yunanistan tarafından yapılacağını bildirmişlerdir. Gemi kaptanı bu öneriyi kabul etmemiş ve geminin Türk karasularında olduğunu Türk makamlarından yardım istendiğini ifade etmiştir. Türk Dışişleri Bakanlığı ve Yunanistan Ankara Büyükelçisi arasında yapılan bir dizi görüşme sonrasında gemi Türk sigorta şirketi ve bir Yunan römorkörünün dahil olduğu bir operasyonla kurtarılarak Güllük limanına çekilmiştir.  Bu işlemler sırasında taraflar karşılıklı nota teatilerinde bulunmuş ve böylelikle de Kardak kayalıklarının egemenliğine ilişkin uyuşmazlık konusu diplomatik olarak görüşülmeye başlanmıştır.

Diplomatik görüşmeler sürerken kazaya ve tarafların iddialarına ilişkin haberler sıklıkla medyada yer almış ve bu durum her iki ülke halkı ve politikacıları konuyu milli dava olarak algılamaya başlanmıştır. 26 Ocak 1996 günü Kalimnos Adası belediye başkanının ada halkının bir bölümüyle Kardak adasına çıkarak bayrak dikmesi durumun biraz daha tırmanmasına yol açmıştır. Bu hamle iki Türk gazetecisinin Kardak adasına helikopterle intikal ederek Yunan bayrağını indirmesi ve Türk bayrağını dikmesiyle karşılık bulmuş ve gerginlik bir kez daha artmıştır. Olaylara ilişkin görüntülerin karşılıklı olarak medyada yer alması diplomatik görüşmelerin daha da sertleşmesine yol açmıştır.

Gerginleşen ve iç baskıların arttığı bu ortamda 28 Ocak 1996 günü Yunan hükümeti doğu Kardak adasına askeri birlik çıkarmış, bayrak dikmiş ve Atina Büyükelçisine Kayalıkların Yunanistan’a ait olduğunu yaklaşanlara ateşle karşılık verileceğini bildirmiştir. 29 Ocak günü Yunanistan Ankara Büyükelçisine Dışişleri Bakanlığına çağrılarak Kardak’ta konuşlanan askeri birliğin geri çekilmesi ve her türlü sembol işaretin kaldırılması istenmiştir. 30 Ocak gecesi Türk SAT timleri Yunan askeri bulunmayan ikinci kayalığa gizli bir operasyonla çıkmışlar ve bu hamleyle inisiyatif eşitlenirken kriz de zirve noktasına ulaşmıştır. Bu süreçte arabulucu olarak devreye giren ABD’nin de girişimleriyle her iki ülke askerlerinin ve egemenlik sembollerinin 31 Ocak günü kayalıklardan çekilmesi ve önceki duruma (statüko-ante’ye) dönülmesi kararı her iki ülke tarafından da kabul edilmiş ve aynı gün sabah saatlerinde asker birliklerin ve bayrakların geri çekilmesiyle kriz sonlandırılmıştır.


1996 KARDAK CRISIS

ABSTRACT

A new Aegean dispute in Turkish –Greek relations emerged on 25 November 1996 when Turkish cargo ship Figen Akat ran aground off the Kardak islets which at the same time set off the first sign a new crisis. Greek security forces which arrived in the scene of accident informed the ship that they were in Greek territorial waters and the salvage would be conducted by the Greek authorities. The captain of the ship refused this suggestion stating that the ship was in Turkish territorial waters and assistance was already requested from Turkish authorities. After negotiations and exchange of views between Turkish foreign ministry and the Greek Ambassador, the ship was salvaged with the involvement of Turkish insurance company and a Greek tugboat and towed to Turkish Güllük Port.   Throughout the ongoing salvage operations, notes verbales were exchanged between the parties and by doing so the dispute over the sovereignty of Kardak islets was started to be negotiated diplomatically.

While the diplomatic negotiations were in progress, the media in both countries covered the details of the accident and the claims of both sides frequently, triggering a perception on the people and politicians of both countries to see the incident as a  matter of national interest. On 26 January the mayor of the nearby Kalimnos Island together with the priest and families from the island landed on Kardak islet and hoisted a Greek flag which escalated the situation. This move was counteracted by an incident in which two Turkish journalists landed on the islet with a helicopter, hauled the Greek flag down and hoisted Turkish flag. This move as covered in media escalated the tension causing the diplomatic negations to become tougher.

Due to domestic pressures in this already tense environment, on 28 January the Greek government sent a military unit to eastern Kardak islet and hauled down the Turkish flag. This action was declared to the Turkish Ambassador in Athens and he was informed that the islets were Greek land any interference would be retaliated with military fire. In response, on 29 January, Turkish Ministry of Foreign affairs invited the Greek Ambassador in Ankara and stated that Greek troops together with all the symbols of sovereignty should immediately be removed from the islet.  On 30 January at midnight with a covert operation, Turkish troops landed and hoisted Turkish flag on the western islet which did not have Greek troops.  This move while bringing a balance to the military status in the area also escalated the crisis to its peak level. In this period pressure was put on both sides by the USA to disengage the situation. As a result both sides agreed to remove the flags and withdraw their troops from the islets and the crisis was finalised. The final status was addressed to be “status quo ante” describing the situation as it had been before the crisis, no national symbols on the islets.

1996 KARDAK KRİZİ

Genel

1996 yılında Yunanistan ve Türkiye arasında yaşanan Kardak krizi iki ülke arasında Ege Denizi’ne yönelik olarak var olan uyuşmazlıklara bir yenisini eklerken aynı zamanda sıcak bir çatışmaya varabilecek nitelikte ani bir krize de neden olmuştur. Krize neden olan gelişmeler basit bir deniz kazasıyla başlamış, her iki ülke medyasının da etkisiyle gerginlik artmış, diplomatik girişimlerin sürdüğü ortamda tarafların karşılıklı adımlarıyla, özellikle de askeri kuvvetlerin kayalıklara konuşlanmasıyla kriz zirve noktasına çıkmıştır. Üçüncü aktörlerin ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin girişimleriyle kriz sonlandırılabilmiştir.

Krize neden olan olayların başlangıcını 25 Aralık 1995 günü Figen Akat isimli bir Türk ticaret gemisinin Kardak Kayalıklarında[1] karaya oturması oluşturmuştur. Kaza yerine ulaşan Yunan güvenlik birimleri Türk gemisi kaptanına kaza mahallinin Yunanistan karasuları içinde olduğunu, bu nedenle de gemi kurtarma işleminin Yunan tarafınca yapılacağını bildirmiştir. Figen Akat gemisi kaptanı geminin Türk karasuları içinde bulunduğunu, hâlihazırda Türk makamlarından yardım istenmiş olduğunu ifade ederek bu yardım önerisini kabul etmemiştir.    Yaşanmakta olan bu sorun Türk Sahil Güvenlik Komutanlığına ve Dışişleri Bakanlığına bildirilmiştir. Türk Dışişleri Bakanlığı ile Ankara’daki Yunanistan Büyükelçisi arasında yapılan bir dizi görüşmeden sonra, Figen Akat gemisi Türk sigorta şirketinin koordinesinde bir Yunan römorkörü tarafından kurtarılmış ve 26 Aralık 1995 günü Güllük Limanına çekilmiştir. Kaza, teati edilen notalar üzerinden ortaya çıkan bu egemenlik sorunun Türk Dışişleri Bakanlığı ve Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi arasında diplomatik olarak görüşülmeye başlamasına neden olmuştur.

Gerginliğin Tırmanması

Kaza sonrası gelişmeler diplomatik girişimlerle kontrol edilmeye çalışılırken; her iki ülke medyası da olaya geniş yermiştir. Yunanistan’da yeni hükümet kurmakla görevlendirilen Kostas Simitis bu olay üzerinden eleştirilere maruz kalmıştır.  İki ülke arasındaki diplomatik görüş alışverişi sürerken iki ülke medyasında yoğun olarak çıkan haberler, konunun Kardak kayalıklarının egemenliği üzerinde yoğunlaşmasına yol açmış böylelikte de her iki ülke kamuoyu ve siyasilerinin olaya ulusal dava olarak bakmalarına neden olmuştur.

Olayları bir adım ileri tırmandıran gelişmeyi Kardak kayalıklarına en yakın Yunan adası olan Kalimnos adası belediye başkanının, adanın papazı ve bir grup ada halkı ile 26 Ocak günü Kardak kayalığına çıkarak Yunan bayrağını dikmesi oluşturmuştur. Ancak bu olay 27 Ocak günü iki Türk gazete muhabirinin helikopter ile adaya inerek kayalıklardaki Yunan bayrağını indirmesi ve yerine Türk bayrağını dikmesiyle karşılık bulmuştur. Her iki olayda medyada geniş bir şekilde yer almış, her iki ülkede de gerilim artmış ve diplomatik alanda sürdürülen mücadelenin giderek sertleşmeye başlamıştır.

Askeri kuvvetlerin kullanılması ve krizin zirve noktası 

Bu gergin ortamda, Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, konunun zor kullanılarak ya da bayrak savaşına dönüştürülerek çözümlenemeyeceğini, konuya ılımlı yaklaşarak müzakerelerle halledilmesi gerektiğini bildirmiştir. Ancak maruz kaldığı iç politik baskıların da etkisi altında, Yunan Hükümeti 28 Ocak 1996 günü, 12 kişilik bir Yunan askeri timini Kardak Kayalıklarına göndermiş, doğuda bulunan kayalığa çıkartarak Yunan bayrağı diktirmiştir.  Bölgeye Yunan Deniz Kuvvetleri unsurlarının da sevk edilmesi gerginliği daha da tırmandırmıştır. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığına davet edilerek kendisine Türkiye’nin tepkisini içeren bir nota verilmiştir.  29 Ocak 1996 tarihli bu notada, özetle, güneydoğu Ege adalarına ilişkin yapılmış olan, Türk-İtalyan 1932 Protokolü ve 1947 Paris Andlaşması’na atıfta bulunarak, bu adalara ilişkin aidiyet konusunun söz konusu metinlerde açık olarak belirtilmediğini, bu nedenle bu tip ada, adacık ve kayalıkların aidiyetlerinin belirlemek üzere müzakerelere hazır olunduğu bildirilmiştir. Aynı notada Kardak Kayalıklarına konuşlandırılan Yunan askerleri ve her türlü egemenlik göstergesinin de gecikmeksizin geri çekilmesi talep edilmiştir. Ancak aynı gün Yunanistan’ın yeni başbakanı Simitis Ege’deki kriz konusunda yaptığı açıklamada, Türkiye’yi itham ederek, “bu veya herhangi bir saldırgan milliyetçiliğe, Yunanistan’ın cevabının anında, sert ve kararlı olacağını ilan ediyoruz” demiş ve “ellerindeki mevcut tüm imkânları Türkiye’ye karşı kullanmakta tereddüt etmeyeceklerini” ileri sürerek Türk gemilerinin Yunan “karasularından” çıkmasını talep etmiştir. Yunanistan Dışişleri Bakanı, 30 Ocak 1996 günü Yunanistan Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, Kardak Kayalıkları’ndaki Yunan bayrağını indirmeyeceklerini ve Kayalıkları Türkiye ile asla müzakere konusu yapmayacaklarını ifade etmiştir. Türkiye olaya diplomatik çözüm arayarak ABD Başkanı ve önde gelen Avrupalı liderlerle temas kurulmuş, NATO ve AB nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisine Yunan askerlerinin çekilmesi ve bayrağın indirilmesi gerektiği hususu vurgulanmıştır. Yunanistan’ın bölgeden asker ve gemilerini çekmemesi neticesinde, 30-31 Ocak 1996 geceyarısı, Deniz Kuvvetlerine bağlı SAT (Sualtı Taarruz) timleri Yunan askeri bulunmayan Batı Kardak’a gizlice çıkarak konuşlanmıştır. Bu durum krize yeni bir boyut kazandırırken riski ve gösterilecek tepki konusunda inisiyatifi eşitlemiştir.

 

Krizin Sonlandırılması

 Bu durum sonrasında Yunanistan geri adım atmak zorunda kalmış, ABD’nin de girişimi üzerine ikisi de NATO üyesi olan taraflar arasında mutabakat sağlanmış, her iki taraf kendi kuvvetlerini geri çekmeyi ve tartışmalı kayalıklar üzerinde herhangi bir askeri faaliyet yapmamayı kabul etmişlerdir.Bu süreçte dönemin ABD Başkanı Clinton, Cumhurbaşkanı  Demirel[2], Başbakan Çiller ve  Yunanistan Başbakanı Simitis ile telefon görüşmeleri yapmış, 30 Ocak geceyarısından itibaren ABD Savunma Bakanı yardımcısı Richard Holbrooke’un taraflarla yürüttüğü telefon diplomasisi çözümün şekillenmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.  Nitekim 31 Ocak 1996 sabahı Yunan askerleri her türlü egemenlik sembolü sayılacak simgelerini de alarak kayalıkları terk etmiş, ardından Türk SAT komandoları kayalıklardan ayrılmıştır.

Tırmanma-kriz sürecinin analizi

Krizin analizde; krizin yönetilmesinde rol alan karar alıcılar, kaza sonrası uyuşmazlık ile başlayıp kısa sürede krize kadar tırmanan olaylardaki karşılıklı hamleler, krizin sonlandırılmasında etkin olan üçüncü taraf aktörler, krizin oluşturduğu tehdit algısı, tarafların kriz yönetim stratejileri ve yöntemleri ve nihayetinde krizin sonlandırılmasıyla oluşan yeni durumun incelenmesi yapılmıştır.

 

Karar alıcılar

Kardak krizinin yaşandığı dönemde Türkiye’de temel karar mekanizmasında görev yapan siyasi sorumlular ile askeri ve sivil bürokrasi aşağıdaki gibidir:

Hükümet :

Askeri –Sivil Bürokrasi

 

(Cumhurbaşkanı  : Süleyman Demirel)

Başbakan      : Tansu Çiller

Hükümet Şekli: Koalisyon

İktidar Partisi: Doğru Yol Partisi (DYP)

Başlangıç      : 30 Ekim 1995

Bitiş              : 06 Mart 1996

Başbakan Yardımcısı: Deniz Baykal

Dışişleri Bakanı: Deniz Baykal

Savunma Bakanı : Vefa Tanır

Genkur Bşk.: Org. İ.Hakkı Karadayı

Kara Kuvvetleri Komutanı: Org. M.Hikmet Bayar

Deniz Kuvvetleri Komutanı: Ora. Güven Erkaya

Hava Kuvvetleri Komutanı: Org. Ahmet Çörekçi

DIB müsteşarı: Onur Öymen

Atina Büyükelçisi: Ümit Pamir

 

 

 

Kardak krizi sırasında Türkiye’de DYP Genel Başkanı Tansu Çiller başkanlığında CHP ile kurulan koalisyon hükümeti olan 52. Hükümet iktidardadır. Tansu Çiller başbakan,   CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı görevini yürütmektedir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel krizin yönetiminde aktif rol oynamış ABD Başkanı Bill Clinton ile doğrudan iletişimde bulunmuştur. Kardak krizi sırasında karar alıcılar izleyecekleri politikayı oluşturmada oldukça hızlı davranmak zorunda kalmışlardır. Bir deniz kazası ile başlayarak hızla gelişen olaylar ve diplomatik yazışmalar egemenlik uyuşmazlığını göstermektedir. Kamuoyunda da, kayalıklara karşılıklı dikilen bayraklar bu egemenlik iddiasının fiili olarak yaşama geçirilmesi olarak algılanmış ve karar alıcıların seçeneklerini daraltmıştır. Özellikle Yunanistan’ın kayalıklara askeri birlik çıkarması Türkiye’nin göstereceği tepkiyi diplomatik boyuttan askeri güvenlik boyutuna taşımıştır. Karar alıcılar Yunanistan’ın kayalıklara asker çıkarmasına tepki gösterilmemesi durumunda, Türk tarafının egemenlik iddialarının inandırıcı olmaktan uzak kalacağını değerlendirmişlerdir. Yunan tarafının gösterdiği askeri tepkiye verilecek karşılık da askeri olmak zorundaydı ancak bu durumun topyekûn bir savaşa neden olmasına da izin verilemezdi.  Türk karar alıcılar için üzerinde anlaşılması gereken ilk noktayı kayalıkların aidiyetinin belirlenmesi oluşturmuştur. Türk tarafının tepkisinin oluşturulmasındaki temel zorluk, askeri ve sivil bürokrasinin yaklaşımlarındaki farklılık ile siyasi sorumlu olan başbakanın ve temsili boyutta cumhurbaşkanının olaya yaklaşımlarındaki yöntemsel ayrılıklardan kaynaklanmıştır.  Krizle ilk andan beri doğrudan ilgilenen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, dolayısıyla Genel Kurmay Başkanlığı'na göre kayalıklar Türkiye’ye aittir ve davranışlar ve tepkiler buna göre şekillendirilmelidir. Kazanın oluşumdan itibaren diplomatik girişimleri şekillendiren ve yürüten Dışişleri Bakanlığı’na göre kayalıkların egemenliğine ilişkin olarak Türkiye’nin egemenlik iddiası vardır ve haklı gerekçelere dayanmaktadır. Yunanistan’ın da iddiaları vardır ve konu müzakereler ile sonuca bağlanmalıdır. Tek yanlı fiili egemenlik iddiasının Türkiye tarafından kabul edilmesi imkânsızdır.  Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e göre Ege’de bu nitelikte birçok adacık vardır, kime ait oldukları belli değildir, hemen savaş davulları çalmanın gereği yoktur, sorun barışçıl çözümlenmelidir. 30 Ocak tarihinde cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme sonrasında belirttiği üzere Başbakan Tansu Çiller’e göre Kardak kayalıkları Türk toprağıdır ve bu toprağın üzerinde başka bir ülkenin askerine müsaade edilemez. Yunan bayrağı kayalıklardan indirilecek ve Yunanlı askerler çekilecektir. Bir oldubitti Türkiye tarafından kabul edilemez bir durumdur.

28 Ocak günü gelinen aşamada, Yunanistan’ın askeri kuvvet kullanımı Türkiye’nin göstereceği tepkinin niteliğini de hassas hale getirmiştir. Başbakan Tansu Çiller’in Kardak kayalıklarını Türk toprağı olarak kabul ederek kayalığa çıkan Yunan askerlerinin kuvvet kullanılarak çıkarılması fikrine yakınlığı, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in krizin diplomatik süreç işletilerek atlatılması yaklaşımı ile dengelenmiştir. Hem egemenlik haklarından vazgeçmeyecek hem de gereksiz bir çatışmayı engelleyecek çözümün bulunması gerekiyordu.  Askeri ve siyasi karar alıcıların üzerinde hem fikir oldukları nokta Yunan askeri varlığının ve bayrağının kayalıklardan uzaklaştırılması olmuştur. Gösterilecek tepkinin doğrudan silahlı çatışmaya dönüşmemesi için doğru ve çok yönlü bir yaklaşım sergilenmeli Yunan tarafına bir çıkış bırakacak ve çözüme zorlayacak bir eylem yapılmalıydı.   Aslında bu çözüm Yunan askerlerinin kayalıklara çıkma stratejisinin içinde saklıydı. Yunan kuvvetleri iki kayalıktan Türkiye’ye yakın olan doğudaki kayalığa çıkarak bayrak dikmişlerdi. Bu durum kayalıklardan üzerinde bayrak bulunan fakat Yunan askeri bulunmayan batıdaki kayalığa çıkmayı mümkün kılabilecekti. Böylelikle iki ülke arasında bozulan dengenin yeniden sağlanması hedef alınacak Yunanistan’ın kayalığa asker çıkarmasından önceki duruma ulaşmak öncelikli hedef olacaktı. Üzeride Yunan askeri olmadığı teyit edildikten sonra, bu yönde alınan karar başarılı bir harekâtla uygulanarak hem askeri taktik durum eşitlenmiş, hem Yunan tarafına çıkış yolu bırakılmış hem de olası bir çatışmanın başlatılması sorumluluğu Yunan tarafına bırakılmıştı. Bu durumda Yunanistan ya kendi iddialarının arkasında durarak batı kayalığına çıkan Türk askerlerini kuvvet kullanarak uzaklaştırmaya çalışacaktı - ki bu da krizin doğrudan silahlı çatışmaya belki de topyekûn bir savaşa dönüşmesi anlamına gelecekti- veya Türk tarafının istemlerini yerine getirecekti. Ancak Yunan Hükümeti Türkiye ile topyekûn bir savaşın sorumluluğunu göze alamamış ve Türk tarafının istemine uymuştur.

Kriz her iki tarafın da egemenlik gösteren sembollerini kaldırarak askerlerini kayalıklardan geri çekmesiyle sonuçlanmıştır. Bu durum, krizden önceki duruma dönüş “status quo ante” olarak görülmüştür. Burada önceki durumdan kasıt kayalıklarda her iki ülkeye ait egemenlik sembollerinin ve askerlerin olmadığı duruma işaret etmektedir. Kayalıkların aidiyetine ilişkin iddialar konusunda ise geri adım atılmasından ya da bir önceki duruma dönmekten bahsetmek mümkün değildir.

Karar alma sürecinde üçüncü aktörlerin oynadığı rolün önemini bir kez daha vurgulamak gerekir. Bu süreçte dönemin ABD Başkanı Clinton, ABD Savunma Bakanı Warren Christopher, NATO Genel Sekreteri Javier Solana ve 30 Ocak geceyarısından sonra ABD Savunma Bakanı yardımcısı Richard Holbrooke’un taraflarla yürüttüğü telefon diplomasisi krizin olduğu şekliyle sonuçlanmasında etken olmuştur. 

Krizin Özellikleri

1996 Kardak krizi Türk-Yunan ilişkilerinde Soğuk Savaş dönemi sonrasında yaşanan en önemli ve savaş olasılığının en çok belirdiği ani bir kriz olmuştur. Ancak krizin sonlandırılma yöntemi Soğuk Savaş döneminde yaşanan Türk-Yunan krizlerinin çözüm yöntemlerine paralellik göstermektedir. Krizin çözümü yine üçüncü aktörlerin sürece müdahil olmalarıyla kolaylaşmış, kriz sonrasında ise bir diyalog beklentisi içine girilmiştir. Krizi analiz maksatlarıyla ani bir kriz olarak tanımlamak mümkündür. Kardak krizi diğer Türk-Yunan uyuşmazlıkların farklı olarak daha önceden hiç gündeme gelmemiş bir konuda - Ege Denizi’ndeki adacıkların aidiyeti ve egemenliği -  konusunda ortaya çıkmıştır. Bir deniz kazası sonrası gemi kurtarma faaliyetini kimin yapacağı konusundan ortaya çıkan uyuşmazlık çok hızlı bir şekilde tırmanarak çatışmaya, askeri kuvvet kullanımıyla da ciddi bir krize dönüşmüştür. Toplamda 36 gün süren olayların krize tırmanışı toplam sürecin sadece 4 gününü kapsamaktadır. Uyuşmazlık aşamasından nota teatileri,  medya ve kamuoyu baskılarıyla sözlü bir çatışmaya dönüşen olaylar, 28 Ocak tarihinde Yunanistan’ın kayalıklara asker çıkarmasıyla iyice gerginleşerek kriz durumuna yükselmiş, Türk askerlerinin sürece dâhil olmasıyla da kriz zirve yapmıştır. Krizin sonlanması ise yine tırmanması gibi, bir takvime bağlı olmaksızın ani şekilde gerçekleşmiştir. 

Kriz üçüncü aktörlerin müdahalesiyle sonlandırılmış olsa da doğrudan iki tarafı vardır. Kardak krizinin diğer Ege bağlantılı krizlerden farkı uyuşmazlık içinde tekrarlanan bir kriz olmayışıdır. Bu nedenle de ani ve iki taraflı bir kriz niteliğindedir. Bununla beraber krizin çözüm şekli uyuşmazlık konusunun kendisine de uzun soluklu bir çözüm ya da kalıcı bir statü getirmemiştir. Bu anlamda uyuşmazlık devam etmektedir. Krizin sonucu, tarafların bilinen egemenlik iddialarının devam ettiği gerçeği hariç tutulursa belirsizdir. Diğer Ege kaynaklı krizlerde olduğu gibi krize uygun şartlar, değişiklikler ve yeni statüler oluşması halinde tekrarlayan bir krize dönüşmesi beklenebilir.   

Her iki tarafın algısında da tehdit yüksek öncelikli değerle - egemenlik haklarıyla - ilgilidir. Nitekim Yunan tarafı kendi egemenlik iddialarını askeri güç ile desteklemek maksadıyla kayalıklara askeri birlik çıkarmış bölgedeki deniz kuvvetleri varlığını artırmıştır. Benzer şekilde Türk tarafı da kendi egemenliği altında gördüğü Kardak kayalıklarında Yunanistan varlığını, yaratılan fiili durumu ve oldubittiyi kabul etmemiştir. Bir yandan doğrudan silahlı çatışma çıkarabilecek hamlelerden kaçınırken, diğer taraftan ana kıtasına yakınlığın avantajlarını kullanarak askeri kuvvetlerini karşı tarafı zorlayarak caydıracak nitelikte konuşlandırmış ve kayalıklardaki taktik durumu eşitlemek üzere askeri birimlerini kayalıklara çıkarmıştır.

 Yunanistan kriz yönetiminde fiili durum yaratarak bir oldubittiyi hedeflemiştir. Uyuşmazlığın başından beri Türkiye’nin müzakere önerilerine sıcak bakmamış, bu türden tüm önerilere kapalı olmuştur. Diğer taraftan kayalıklara asker çıkarak Türkiye’de diplomatik yöntemlerle bir sonuca ulaşılamayacağı kanısını uyandırmaya çalışmış, bir adım ilerisinde ise olası bir askeri çatışmanın sorumluluğunu Türk tarafına yüklemeyi hedeflemiştir. Ayrıca Türk tarafının savaşı başlatan taraf olmaktan kaçınmak için herhangi bir karşı bir hamle yapmamayı seçmesi durumunda, Yunan iddialarını, yarattığı fiili durum üzerinden oldubittiye getirerek kabul ettirmeyi hedeflemiştir. Buna karşın Türkiye, savunmacı bir kriz yönetim stratejisi olan zorlayıcı diplomasiyi uygulamıştır.Türkiye bu stratejinin temel noktaları olan; hedefini belirleme, amacını açık bir biçimde karşı tarafa iletme, politikasını destekleyecek ulusal ve uluslararası adımları atma, uluslararası hukuk sınırlarında kalarak, kuvvet kullanma tehdidinde bulunma faktörlerini etkin bir biçimde kullanmıştır. Ayrıca Türkiye bu stratejisini sürekli olarak müzakereye davet ve üçüncü aktör desteğini sağlayacak girişimlerle desteklemiştir. Bunu yaparken istemini Yunanistan’ın kayalıklardan her türlü sembolleriyle beraber geri çekilmesi gibi anlaşılır ve kolay ulaşılabilir bir merkeze oturtmuştur. Türkiye bu istemindeki kararlılığını askeri güç kullanım tehdidi ile desteklemiştir. Türkiye Güç kullanımına yönelik bu kararlılığını, Yunanistan’ın kayalıklara her türlü yaklaşmaya ateşle karşılık verileceği tehditlerine rağmen, batıdaki kayalığa asker çıkararak- sınırlı askeri güç kullanarak- yaşama geçirmiştir.     

Türkiye, krizin zirveye tırmanmasından önceki ilk tepkisini hem diplomatik yollardan hem de medya üzerinden yapılan açıklamalarla sözlü, diplomatik ve siyasi olarak vermiştir. Karşılıklı nota teatisi, tarafların medyada yaptığı açıklamalar nihayetinde askeri birimlerin devreye sokulmasıyla kriz aniden iki ülke arasında savaş olasılığının da belirdiği kritik seviyeye kadar yükselmiştir. Türkiye kriz yönetim stratejilerini çok sınırlı zaman içinde ve doğru zamanlama ile uygulamaya koymuştur. Üçüncü tarafların arabuluculuk girişimlerinin de yardımıyla sonlandırılan kriz sonrası Türkiye diyalog ve diplomatik müzakerelere açık olduğunu ifade etmiştir.   

Kriz süresince her iki taraf açısından da askeri anlamda şiddet içeren herhangi bir girişim olmamıştır. Taktik olarak çok dar alanda birçok Silahlı unsur ve bunun ötesinde karşılıklı kayalıklarda savaşa hazır silahlı askeri birlikler bulunmuştur. Her iki taraf da konuşlanma üstünlüğü sağlamak için askeri hareketlilik sergilemesine rağmen taraflar silahlı herhangi çatışmaya girmemiş tek bir mermi bile atılmamıştır. Tüm kriz boyunca yaşanan can kaybı Yunan keşif helikopterinin keşif görevi sonrasında kazaya uğraması sonucu yaşanmıştır. Böyle bakıldığında kriz süresince şiddet seviyesi psikolojik baskı ve stres yaratmaktan ileri geçmemiştir. Sahadaki askeri birimler yakın ve olası bir silahlı çatışmanın gerginliğini yaşamışlar, her iki taraf halkı da sıcak bir çatışma ve bunun ötesinde savaş durumunun ortaya çıkma olasılığından tedirgin olmuşlardır.  

Sonuç  

Kardak krizi basit bir deniz kazasında kurtarma işleminin Yunan ya da Türk makamlarının hangisi tarafından yapılacağı konusunda ortaya çıkan uyuşmazlığın uzantısı olarak ortaya çıkmıştır. Bu uyuşmazlık medya üzerinden yaratılan algı ve her iki taraf halkının oluşturduğu baskının etkileriyle hızlı bir biçimde çatışma evresine ve hemen sonrasında da kriz evresine yükselmiştir.  Askeri güç kullanımını da içeren kriz süreci, üçüncü aktörlerin müdahalesi ve arabuluculuğunun da yardımıyla sonlandırılmış ve her iki tarafın da egemenlik iddiasında bulunduğu kayalıklardan her türlü egemenlik belirten semboller kaldırılmıştır. Kayalıklar üzerinde askeri bir faaliyette bulunulmayacağını koşulunu da içeren bu kriz çözümü “status quo ante” olarak tarif edilmiştir. Bu durum, kayalıkların fiziki olarak askerlerden ve sembollerden arındırılması - ve bu şekliyle kriz öncesi duruma dönüş- olarak kabul edilmiştir. Böylelikle kayalıklarda kriz öncesi var olmayan tüm unsurlar kriz sonrasında da var olmayacak ve kriz öncesi duruma dönülmüş olunacaktı. Ancak krizin sonlandırılmasında uzun soluklu, kalıcı ve statü belirleyici bir çözüm önerisi getirilmemiş soruna kaynaklık eden uyuşmazlık konusu sadece dondurulmuştur. Fiziki status qou ante’den farklı olarak, kriz öncesinde var olmayan ancak kriz sonrasında varlığını koruyan en temel unsur ise tarafların kayalıklar üzerindeki egemenlik iddialarıdır. Dolayısıyla uyuşmazlığın kendisine ilişkin bir staus qua ante’den söz etmek mümkün değildir. Ege konusundaki diğer uyuşmazlıklarda olduğu gibi, Ege’deki adacık/kayalıklara ilişkin egemenlik sorunu da, uyuşmazlık içinde tekrarlayan krizler yaratma olasılığı yüksek sorun olarak var olmaya devam etmektedir.

 


[1]Aralarında yaklaşık 325 metre mesafe bulunan gayri meskun iki kayalıktan oluşan Kardak Kayalıkları, Güney Ege’de, Türkiye anakarasından 3.6 mil mesafede,  37°03’K- 027o 09’D mevkiindedir. En yakın Yunanistan’a ait Kalimnos Adası’na, 5.4 mil mesafededir. Türkiye ile Kalimnos Adası arasındaki mesafe ise 9 mildir

[2]Başkan Clinton ve Cumhurbaşkanı Demirel arasında geçen telefon görüşmesinin çözülmüş metni için bkz. Nur Batur, Yürekten Gülerek Yürüdüm, İstanbul, Doğan Kitapçılık:2004, s.30

Okunma 5774 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 21 Mart 2018 16:36

TDP KRİZ ANA SAYFALARI

1924-1926 Musul Krizi

1927 Bozkurt-Lotus Krizi

1930 Küçük Ağrı Krizi

1935 Bulgaristan Krizi

FA -Hatay Krizi Sayfası

FA -1942 Struma Krizi

1945 Sovyet Talepleri Krizi

1955 6-7 Eylül Krizi

1957 Suriye Krizi

1958 Irak Krizi

1964 Johnson Mektubu Krizi

1964 Kıbrıs Krizi

1967 Kıbrıs Krizi

1968-1974 Haşhaş Krizi

1974 Kıbrıs Krizi

1974-1976 Ege Denizi Krizi

1974-1980 NOTAM-FIR Krizi

FA -1981 Limni Krizi

1987 Ege Denizi Krizi

1989 Bulgaristan Göç Krizi

1989-1990 Batı Trakya Krizi

1988-1991 Iraklı Sığınmacılar Krizi

1992 Nahçivan Krizi

1992 TCG Muavenet Krizi

1994 Ege Denizi Casus Belli Krizi

1996 Kardak Kayalıkları Krizi

1997 S-300 Füzeleri Krizi

1998 Suriye (Öcalan) Krizi

2003 Süleymaniye (Çuval) Krizi

2003 Doğu Akdeniz MEB Krizi

2010 Mavi Marmara Krizi

2011 Suriye Krizi

2014 İŞİD Rehine Krizi

2015 Süleyman Şah Türbesi Krizi

CoalaWeb Traffic

Today
Yesterday574
This week1276
This month11146
Total1592678

Who Is Online

2
Online

21-10-20

TFPC Hızlı İletişim

S5 Box

ÜYE GİRİŞ

Sitemize Hoş Geldiniz

Yine Bekleriz, Dileriz Yararlı Olmuştur...

S5 Register